Alperen Şengün’ün double double performansı Houston’a yetmedi

Türk yıldızların play-off mesaisi: Alperen'den çok yönlü resital, Adem Bona'dan kritik savunma katkısı NBA'de Batı ve Doğu Konferansı play-off ilk tur mücadeleleri nefes kesen anlara sahne olmaya devam ediyor. Los Angeles Lakers, evinde ağırladığı Houston Rockets'ı 101-94 …

Türk yıldızların play-off mesaisi: Alperen'den çok yönlü resital, Adem Bona'dan kritik savunma katkısı NBA'de Batı ve Doğu Konferansı play-off ilk tur mücadeleleri nefes kesen anlara sahne olmaya devam ediyor

blank
Paylaş

Türk yıldızların play-off mesaisi: Alperen’den çok yönlü resital, Adem Bona’dan kritik savunma katkısı NBA’de Batı ve Doğu Konferansı play-off ilk tur mücadeleleri nefes kesen anlara sahne olmaya devam ediyor. Los Angeles Lakers, evinde ağırladığı Houston Rockets’ı 101-94 mağlup ederek seride 2-0 öne geçerken; milli gururumuz Alperen Şengün’ün her alanda istatistik kağıdını doldurduğu muazzam performansı geceye damga vurdu. Doğu’da ise Philadelphia 76ers, şampiyonluk favorilerinden Boston Celtics’i deplasmanda yıkarak seriye denge getirdi.

Los angeles lakers evinde hata yapmadı ve seriyi 2-0’a getirdi

Kuzey Amerika Amerikan Basketbol Ligi’nde (NBA) normal sezonun tamamlanmasının ardından başlayan play-off heyecanı, takımların şampiyonluk yolundaki amansız mücadeleleriyle parkelere yansıyor. Batı Konferansı ilk tur eşleşmesinde, basketbol tarihinin en köklü ve başarılı organizasyonlarından biri olan Los Angeles Lakers, sahası Crypto.com Arena’da Houston Rockets’ı konuk etti. Serinin ilk maçını kazanarak psikolojik üstünlüğü eline alan altın ve mor renkli ekip, ikinci karşılaşmada da taraftarının yoğun desteğini arkasına alarak parkeden 101-94’lük skorla galip ayrılmayı bildi. Bu kritik galibiyetle birlikte Lakers, seriyi 2-0’a getirerek Houston deplasmanı öncesinde çok büyük bir avantajın sahibi oldu. Karşılaşmanın genel hikayesine bakıldığında, her iki takımın da savunma sertliğini en üst düzeye çıkardığı, fiziksel temasın ve çember altı mücadelelerinin doruk noktaya ulaştığı bir play-off klasiği yaşandı. Toplam skorun 101-94 gibi modern NBA standartlarına göre nispeten düşük kalması, takımların hücumdan ziyade savunma stratejilerine odaklandıklarını ve her bir pozisyonun ne denli büyük bir öneme sahip olduğunu kanıtlıyor. Los Angeles Lakers cephesinde galibiyetin mimarları arasında, ilerleyen yaşına rağmen parkede bir orkestra şefi gibi takımını yöneten efsanevi süperstar LeBron James başı çekti. James, karşılaşmayı 28 sayı ile tamamlayarak takımının en skorer ismi olurken, maçın kırılma anlarında aldığı inisiyatif ve takım arkadaşlarını doğru pozisyonlarda topla buluşturma becerisiyle “Kral” lakabının hakkını bir kez daha verdi. Özellikle maçın son çeyreğinde Houston Rockets’ın farkı kapatma çabalarına karşı LeBron’un bulduğu kritik isabetler, ev sahibi ekibin ritmini korumasını sağladı. Ancak Lakers’ın bu galibiyeti sadece LeBron James’in omuzlarında yükselmedi; takımın yeni dinamiklerini oluşturan yan parçaların olağanüstü katkısı galibiyetin anahtarı oldu. Ligin en elit ve yıpratıcı savunmacılarından biri olarak bilinen Marcus Smart, hücumda da adeta alev alarak rakip potaya 25 sayı bıraktı. Smart’ın hem perimetre (dış alan) savunmasında Houston kısalarına kurduğu baskı hem de hücumda bulduğu kritik üç sayılık isabetler, maçın ivmesini tamamen Lakers lehine çevirdi. Bununla birlikte, takımın keskin şutörü Luke Kennard da yay gerisinden gösterdiği muazzam performansla 23 sayı kaydederek, rakip savunmanın LeBron James üzerine yoğunlaştığı anlarda oluşan boşlukları acımasızca cezalandırdı. Kennard’ın sahayı genişleten (spacing) şut tehdidi, Lakers hücumlarının çok daha akıcı bir şekilde işlemesine olanak tanıdı.

Alperen şengün’ün devasa performansı houston rockets için yeterli olmadı

Houston Rockets cephesinde ise mağlubiyetin hüznü yaşanırken, takımın genç lideri ve milli gururumuz Alperen Şengün’ün ortaya koyduğu olağanüstü çok yönlü performans, spor otoriteleri ve basketbolseverler tarafından ayakta alkışlandı. Los Angeles deplasmanı gibi baskının ve stresin en yoğun olduğu bir atmosferde sahaya çıkan Alperen, istatistik kağıdının hemen hemen her sütununu doldurarak modern bir pivotun sahada ne kadar büyük bir etki yaratabileceğini tüm dünyaya gösterdi. Karşılaşmayı 20 sayı, 11 ribaund ile “double-double” (iki istatistik kategorisinde çift hanelere ulaşma) yaparak tamamlayan milli yıldızımız, pota altındaki savaşçı kimliğini ve hücumdaki zarif bitiriciliğini bir kez daha sergiledi. Ancak Alperen’i sıradan bir uzun oyuncudan ayıran asıl detay, takımının hücum organizasyonlarındaki “oyun kurucu” (point-center) rolü oldu. Yaptığı 5 asist ile takım arkadaşlarını besleyen ve Houston hücumlarının merkez istasyonu olarak görev yapan Şengün, oyun zekası ve saha görüşüyle otoritelerden tam not aldı. Lakers’ın uyguladığı ikili sıkıştırmalara (double team) karşı doğru açıları bularak pas dağıtımını kusursuz bir şekilde yönetti. Milli basketbolcumuzun bu maçtaki en dikkat çekici katkısı ise savunma tarafında gerçekleşti. Hücum yetenekleriyle zaten ligin elit uzunları arasında gösterilen Alperen Şengün, bu karşılaşmada yaptığı 4 top çalma ve 2 blok ile savunmada da adeta bir duvar ördü. Rakiplerin pas kanallarına yaptığı zamanlaması kusursuz müdahaleler ve pota altını kararttığı bloklar, onun komple bir basketbolcuya dönüştüğünün en net kanıtıydı. Ne yazık ki, Alperen’in bu tarihi eforu ve sahanın her iki yönündeki insanüstü çabası, takımını galibiyete taşımak için yeterli olmadı. Houston Rockets forması giyen bir diğer dünya yıldızı Kevin Durant de maçı 23 sayı ile tamamlayarak takımının skor yükünü çekmeye çalıştı. Ancak Durant’in özellikle maçın son bölümlerinde Lakers’ın uyguladığı agresif yardımlı savunmalar karşısında istediği şut ritmini bulamaması ve diğer rol oyuncularından beklenen hücum katkısının gelmemesi, Rockets’ın sahadan boynu bükük ayrılmasına neden oldu. Houston ekibi, serinin üçüncü ve dördüncü maçlarında kendi taraftarı önüne çıkacak olmanın avantajını kullanarak seriye tutunmaya çalışacak.

Philadelphia 76ers, TD garden’da kritik bir galibiyetle seriyi eşitledi

Doğu Konferansı’nın en büyük rekabetlerinden birine sahne olan Boston Celtics ile Philadelphia 76ers arasındaki play-off serisinde ise kartlar yeniden dağıtılıyor. Ligin şampiyonluktaki en büyük favorilerinden biri olarak gösterilen ve normal sezonu zirve yarışında tamamlayan Boston Celtics, ev sahibi olma avantajını koruyamadı. Serinin ilk maçını kazanarak durumu 1-0 yapan yeşil-beyazlılar, ikonik salonları TD Garden’da oynanan ikinci karşılaşmada Philadelphia 76ers’ın kusursuz oyun planı karşısında tutunamayarak sahadan 111-97’lik ağır bir mağlubiyetle ayrıldı. Bu sonuçla birlikte deplasmanda son derece kritik bir galibiyete imza atan Philadelphia, seriyi 1-1’e getirerek ev sahibi avantajını rakibinin elinden (home-court advantage) çalmayı başardı ve serinin devamı için devasa bir psikolojik üstünlük elde etti. Kendi seyircisi önünde oynamanın vereceği enerjiyle Philadelphia’ya dönecek olan 76ers, tur umutlarını oldukça güçlendirdi. Philadelphia 76ers’ın bu destansı deplasman galibiyetinin başrolünde, takımın genç ve patlayıcı yıldızları yer aldı. Özellikle VJ Edgecombe’un ortaya koyduğu performans, maçın adeta tek kişilik bir resitaline dönüştü. Karşılaşmayı 30 sayı ve 10 ribaundluk harika bir double-double istatistiği ile tamamlayan Edgecombe, Boston savunmasının en büyük kabusu oldu. Atletizmi, çembere gidişlerdeki yırtıcılığı ve kritik anlarda elinin titrememesi, onu sahanın en değerli oyuncusu yaptı. Boston’ın elit kanat savunmacılarına karşı kendi şutunu yaratabilmesi ve pota altında fiziksel mücadeleden kaçınmaması, 76ers hücumlarının tıkanmasını engelledi. Edgecombe’un bu muazzam performansına en büyük destek ise takımın bir diğer yıldızı Tyrese Maxey’den geldi. Hızı ve topla yön değiştirme becerisiyle ligin en durdurulamaz oyuncularından biri olan Maxey, maçı 29 sayı ile tamamlayarak takımının skor yükünü sırtladı. Maxey’nin özellikle geçiş hücumlarında (transition) ve açık alanda bulduğu kolay sayılar, Boston Celtics’in savunma yerleşimini ciddi şekilde bozdu. Edgecombe ve Maxey ikilisinin toplamda ürettiği 59 sayı, Philadelphia’nın TD Garden gibi zorlu bir deplasmandan 14 sayı farkla galip ayrılmasının temel nedeniydi.

Boston celtics’in yıldızları jaylen brown ve jayson tatum’un çabası yetmedi

Boston Celtics cephesinden maça bakıldığında ise büyük bir hayal kırıklığı ve kaçırılan bir fırsat göze çarpıyor. Evinde oynadığı ikinci maçı da kazanarak seride durumu 2-0 yapma ve rakibinin umutlarını tamamen kırma şansını değerlendiremeyen yoncalar, sahadaki enerji düşüklüğünün ve savunmadaki iletişim hatalarının bedelini ağır ödedi. Takımın yıldız oyuncusu Jaylen Brown, kişisel olarak olağanüstü bir performans sergilese de takımını galibiyete taşıyamadı. Karşılaşmayı 36 sayı gibi çok yüksek bir skorla tamamlayan Brown, adeta tek başına Philadelphia savunmasına karşı bir isyan başlattı. Hem yayın gerisinden bulduğu isabetler hem de atletik özellikleri sayesinde çembere yaptığı agresif ataklarla takımını maçın içinde tutmaya çalışan Brown, sahanın en skorer ismi olmasına rağmen takım arkadaşlarından beklediği desteği bir türlü göremedi. Boston’ın diğer süperstarı Jayson Tatum ise maçı 19 sayı ve 14 ribaundluk bir double-double ile tamamlamasına karşın, kendi standartlarının ve sergilemesi gereken hücum verimliliğinin oldukça uzağında kaldı. Tatum’un şut yüzdesindeki düşüklük ve maçın karar anlarında aldığı tartışmalı kararlar, Boston hücumlarının ritmini bozdu. Jaylen Brown ve Jayson Tatum ikilisi takımın attığı 97 sayının 55’ini üretirken, geriye kalan oyuncuların sadece 42 sayı üretebilmesi, takımın kadro derinliğinin (bench contribution) bu maçta tamamen sınıfta kaldığını gösterdi. Özellikle Philadelphia’nın agresif dış alan savunması karşısında boş şutları değerlendiremeyen ve savunmada Edgecombe ile Maxey’nin hızına ayak uyduramayan Celtics rol oyuncuları, teknik direktör Joe Mazzulla’nın taktiksel hamlelerini de boşa çıkardı. Celtics teknik ekibinin, Philadelphia’ya taşınacak olan serinin üçüncü maçında bu ikiliyi yavaşlatmak ve hücumda top paylaşımını artırmak adına ciddi ayarlamalar (adjustments) yapması gerekecek.

Milli gururumuz adem bona’nın savunma enerjisi ve philadelphia’nın savunma kurgusu

TD Garden’daki bu unutulmaz galibiyetin Türkiye açısından bir diğer gurur kaynağı ise Philadelphia 76ers forması giyen genç milli yıldızımız Adem Bona’nın sahadaki varlığıydı. Maçın istatistik kağıdına bakıldığında Bona’nın skor sütununda devasa rakamlar görünmese de, basketbolun sadece atılan sayılardan ibaret olmadığını kanıtlayan bir enerji ve eforla sahada yer aldı. Karşılaşmayı 3 ribaund ve 1 blok ile tamamlayan Adem Bona, koçunun kendisine verdiği kısıtlı ama kritik süreleri en verimli şekilde değerlendirdi. Đặcellikle boyalı alanda gösterdiği fiziksel direnç, rakip uzunlarla girdiği ikili mücadelelerdeki korkusuzluğu ve takım arkadaşlarına açtığı alanlar, Philadelphia’nın savunma sertliğini bir üst seviyeye taşıdı. Bona’nın yaptığı o tek blok bile, Boston hücumlarının çembere yönelirken iki kez düşünmesine neden olacak türden bir atletizm göstergesiydi. Play-off basketbolu, yıldızların parladığı kadar, parkeye adım attığı andan itibaren formayı terleten, “pis işleri” (hustle plays) yapan ve takımın enerjisini yukarı çeken oyuncuların da sahne aldığı bir platformdur. Adem Bona tam olarak bu rolü kusursuz bir şekilde yerine getiriyor. Top için atlamaktan çekinmeyen, ribaunt mücadelelerinde rakibini box-out (perdeleme) ile dışarı iten ve savunma rotasyonlarında ayak çabukluğu sayesinde kısaların karşısında kalabilen Bona, Philadelphia takımının savunma kurgusundaki değerli parçalardan biri olduğunu gösterdi. Türk basketbolseverlerin sabaha karşı uykusuz kalarak takip ettiği bu genç yeteneğimizin, NBA play-offları gibi dünyanın en büyük basketbol sahnesinde süre bulması ve galibiyete katkı sağlaması, Türk basketbolunun geleceği adına muazzam bir umut ve gurur kaynağıdır. Önümüzdeki yıllarda fiziksel ve teknik gelişimini sürdürmesiyle birlikte Adem Bona’nın takım rotasyonunda çok daha kalıcı ve büyük roller üstlenmesi beklenmektedir.

Batı konferansı’nın diğer cephesinde portland trail blazers avantajı kaptı

NBA play-offlarında günün diğer bir kritik karşılaşması ise Batı Konferansı’nın iki dirençli takımı olan San Antonio Spurs ile Portland Trail Blazers arasında oynandı. Basketbol dehası Gregg Popovich yönetimindeki San Antonio Spurs, ev sahibi avantajını kullanarak çıktığı maçta Portland Trail Blazers’a diş geçiremedi ve sahadan 103-106’lık çok dar bir rotasyonda, son saniyelere kadar heyecanı dinmeyen bir skorla mağlup ayrıldı. Her iki takımın da maç boyunca birbirine üstünlük kurmakta zorlandığı, skor üstünlüğünün sürekli el değiştirdiği (lead changes) bu karşılaşma, tam bir taktiksel satranç müsabakası şeklinde geçti. San Antonio’nun genç ve yetenekli çekirdeği karşısında tecrübesi ve kritik anlardaki soğukkanlılığı ile ön plana çıkan Portland Trail Blazers, deplasmanda aldığı bu üç sayılık farkla seride devasa bir avantajın sahibi oldu. Ev sahibi avantajını rakibinden söküp alan Portland, kendi şehrinde oynayacağı maçlar öncesinde çok büyük bir özgüven kazandı. San Antonio Spurs ise bu mağlubiyeti telafi etmek ve seriyi eşitlemek için hücum sisteminde şut seçimlerini (shot selection) daha verimli hale getirmek ve son çeyreklerdeki basit top kayıplarını minimize etmek zorunda kalacak.

NBA play-off’larında momentum savaşları ve sıradaki maçların önemi

Basketbol literatüründe play-off serileri genellikle bir “momentum savaşı” (momentum shift) olarak tanımlanır. Normal sezonda oynanan 82 maçlık maratonun ardından takımlar birbirlerinin oyun sistemlerini, set hücumlarını ve savunma zaaflarını ezberlemiş olarak sahaya çıkarlar. Bu nedenle play-off serilerinde bir maçı kazandıran faktör, genellikle yıldız oyuncuların bireysel yeteneklerinin yanı sıra, teknik ekiplerin maçlar arasında yaptığı taktiksel dokunuşlar ve oyuncuların mental dayanıklılığıdır. Los Angeles Lakers’ın seride durumu 2-0 yapması, tarihsel istatistiklere bakıldığında onları turu geçme konusunda yüzde 80’in üzerinde bir favori konumuna getirmektedir. Ancak basketbolun doğası gereği, seri Houston’a taşındığında Toyota Center’ın o boğucu atmosferi, Alperen Şengün ve takım arkadaşlarının reaksiyon vermesi için mükemmel bir zemin hazırlayacaktır. Lakers rehavete kapılırsa, Houston’ın kendi seyircisi önünde seriyi eşitleme potansiyeli her zaman masadadır. Aynı şekilde Doğu Konferansı’ndaki Boston – Philadelphia serisi de artık tamamen yeni bir boyuta evrilmiş durumda. Boston Celtics’in evindeki maçta kaybettiği ev sahibi avantajı, TD Garden gibi bir cehennemden galibiyet çıkaran Philadelphia 76ers oyuncularını inanç açısından zirveye taşımıştır. Şimdi baskı tamamen Boston Celtics koçu ve oyuncularının omuzlarındadır. Wells Fargo Center’da oynanacak 3. ve 4. maçlar, serinin kaderini tayin edecektir. Boston yıldızlarının sadece skor üretmekle kalmayıp, takımdaki diğer oyuncuları oyunun içine çekmesi ve savunmada Maxey-Edgecombe ikilisine karşı yeni bir adam adama (man-to-man) veya alan (zone) savunması kurgusu geliştirmesi şarttır. Play-offlar, yorgunluğun, ağrıların ve mental baskının dorukta olduğu bir arenadır; burada ayakta kalanlar sadece yetenekli olanlar değil, aynı zamanda bu kaosu en iyi yönetenler olacaktır.

Türk basketbolcuların NBA arenasındaki yükselen değeri ve etkisi

Son yıllarda Türk basketbolunun yetiştirdiği değerli isimlerin NBA arenasındaki etkileri, sadece ülkemizde değil, küresel basketbol kamuoyunda da takdirle karşılanıyor. Mehmet Okur, Hidayet Türkoğlu, Ersan İlyasova ve Ömer Aşık gibi kendi dönemlerine damga vuran isimlerin açtığı yoldan ilerleyen yeni jenerasyon, bayrağı çok daha yukarılara taşıyor. Alperen Şengün’ün Houston Rockets’taki rolü, artık sadece “potansiyelli bir genç” tanımını çoktan aşmış durumda. Takımın franchise (bayrak) oyuncusu konumuna gelen Alperen, Nikola Jokic, Domantas Sabonis gibi modern oyun kurucu uzunların (point-center) ligdeki en parlak temsilcilerinden biri haline geldi. Play-off atmosferinde Lakers gibi köklü bir takıma ve LeBron James gibi bir efsaneye karşı 20 sayı, 11 ribaund, 5 asist, 4 top çalma ve 2 blok yapabilmek, onun potansiyelinin All-Star hatta MVP (En Değerli Oyuncu) seviyelerinde olduğunun bas bas bağıran bir kanıtıdır. Diğer taraftan Adem Bona gibi müthiş bir atletizme ve savaşçı ruha sahip oyuncularımızın Philadelphia 76ers gibi şampiyonluk kovalayan bir yapının içinde kendisine savunma rolü bulabilmesi, Türk oyuncularının sadece yetenek olarak değil, rol benimseme ve takım oyununa katkı sağlama açısından da NBA standartlarına ne kadar uyumlu olduklarını gösteriyor. Türkiye’deki basketbolseverler için bu maçlar saat farkı nedeniyle sabaha karşı oynanıyor olsa da, ekran başında edilen heyecan ve sosyal medyadaki coşku, bu oyuncularımızın ülkemiz için ne kadar büyük birer spor elçisi olduğunu kanıtlıyor. Milli takımımızın iskeletini oluşturan bu oyuncuların NBA’deki bu tecrübeleri, önümüzdeki yıllarda düzenlenecek Avrupa ve Dünya Şampiyonalarında milli formayla kazanılacak madalyaların da habercisi niteliğindedir. Alperen’in hücum zekası ve Bona’nın çember savunması, Türk basketbolunun geleceğinin çok emin ellerde olduğunu gösteriyor. 

blank

Samsunspor’un kupada ’final’ hedefi

Prev
blank

Ertan Torunoğulları: “Penaltı pozisyonu bizim lehimize olsaydı VAR devreye girmezdi, maç devam ederdi”

Sonraki
Updates, No Noise
Updates, No Noise
Updates, No Noise
Stay in the Loop
Updates, No Noise
Moments and insights — shared with care.
Faizsiz Ev & Araba